Gazetecilik Suç Değildir: Özgür Basın İçin Harekete Geçin

Türkiye basın özgürlüğüne yönelik uyguladığı baskılarla tüm dünyada kötü şöhretini korumayı sürdürüyor. Gazetecileri Koruma Komitesi'ne göre Türkiye en çok sayıda gazetecinin tutuklu olduğu ülke. Tüm dünyada mesleklerini yaptıkları için tutuklu bulunan gazeteciler, basın çalışanları ve yöneticilerinin üçte biri Türkiye'deki cezaevlerinde bulunuyor. Büyük çoğunluğu aylardır tutuklu bulundukları cezaevlerinde yargılanmalarının başlamasını bekliyor.

Özgür basın için harekete geçin. Mesleklerini yaptıkları için tutuklanan gazetecilerin ve basın çalışanlarının serbest bırakılmasını ve benzer tutuklamaların son bulmasını talep edin. Çünkü gazetecilik suç değildir! 

Özellikle 20 Temmuz 2016’da olağanüstü hal ilan edilmesinin ardından basın özgürlüğüne yönelik baskılar ciddi bir şekilde arttı.  Baskılar farklı basın kollarından farklı görüşlere sahip muhalif gazetecileri etkiledi. 2016 yılında Türkiye, dünyada en fazla gazetecinin cezaevinde olduğu ülke konumuna geldi ve bugün bu pozisyonunu hala korumaktadır. Bugün OHAL’in sona ermesinin ardından 150’den fazla basın çalışanı hala cezaevindedir.

Cezai soruşturma, kovuşturma ve tutuklu yargılanma tehdidi, medya üzerinde ürkütücü bir etki yarattı. Artık Türkiye’de alternatif ve muhalif görüşler sunan yalnızca birkaç küçük medya organı kaldı.

Muhalif sesler için alan daralıyor ve sesini yükseltmenin bedeli gittikçe ağırlaşıyor. Kısacası Türkiye'de bağımsız medya uçurumun eşiğinde...

Özgür basın çoğulcu bir toplumun olmazsa olmazıdır. Bilgi arama ve bilgi edinme hakkını da içeren ifade özgürlüğü hakkının bir parçasıdır. Basın ancak özgür olursa farklı görüşleri dinleyebilir, farklı kaynaklardan ve bakış açılarından bilgi edinerek dünya görüşümüzü şekillendirebiliriz. Basın ancak özgür olursa her alanda gücü elinde bulunduranları sorgulayabilir, hesap vermelerini sağlayabiliriz.

EK BİLGİ

İfade özgürlüğüne ve medyaya yönelik saldırılar Türkiye’nin ardı ardına iktidara gelen hükümetleri döneminde on yıllardır tekrarlanan, değişmeyen insan hakları ihlalleri arasında yer alıyor. Son yıllarda basının, hükümetle yakın ticari bağlantıları olan az sayıda medya sahibinin elinde toplanması ve muhalif sesleri susturmak için cezai kovuşturmaların kullanılmasıyla, ifade ve basın özgürlüğü alanında gözle görülür bir kötüleşme yaşandı. Bu durum giderek daha itaatkar hale gelen bir medyanın oluşmasına yol açtı. Yetkililer, hakaret suçu ve terörle mücadele yasaları gibi kanunlar uyarınca binlerce adil olmayan cezai kovuşturma başlattı ve siyasi aktivistleri, gazetecileri ve kamu görevlileri ya da hükümet politikalarını eleştiren kişileri hedef aldı. İnsanlar sık sık sosyal medya paylaşımları nedeniyle mahkeme önüne çıkarıldı.

Muhalif basına yönelik saldırılar 15 Temmuz 2016'da gerçekleşen kanlı darbe girişimi sonrası ciddi boyutlarda artarak, Türkiye’yi dünyada en fazla gazetecinin cezaevinde olduğu ülke konumuna getirdi ve iki yıllık OHAL dönemi boyunca, gözaltında tutulanların haklarını nerdeyse hiçe sayarak, adil yargılama ile işkence ve kötü muameleyi önlemeye karşı kritik önemdeki koruma tedbirleri kaldırıldı. Bu uygulamalar işkence ve diğer acımasız, insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleye karşı uluslararası hukukla gelen mutlak yasağı ihlal etme riskini de beraberinde getirdi. OHAL hükümlerinin uygulanması ayrıca gözaltına alınanların insan hakkı ihlallerine itiraz etmelerini ya da ihlallere karşı hukuki yollara başvurmalarını engelleyen geniş çapta gözaltılara da olanak sağladı.

Bugün 150'den fazla gazeteci ve diğer medya çalışanı tutuklu olarak yargılanıyor. Terörle mücadele yasaları kapsamında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar da mahkumiyetlerle sonuçlandı. Bunlara örnek olarak Nisan 2018’de 2 ila 8 yıl arası hapis cezası verilen 15 Cumhuriyet gazetecisi ve yöneticisi gösterilebilir. Temmuz ayında ise, kapatılan Zaman gazetesi davasının 11 sanığından 6'sı “terör örgütü üyeliği” suçundan sekiz buçuk ila on buçuk yıl arasında hapis cezasına mahkum edildi.

Cezai soruşturma, kovuşturma ve tutuklu yargılanma tehdidi, medya üzerinde ürkütücü bir etki yarattı. Artık alternatif ve muhalif görüşler sunan yalnızca birkaç küçük medya organı kaldı.

Medya özgürlüğü üzerindeki baskı, basımevleri ve yayınevleri dahil olmak üzere 170'den fazla medya kuruluşunun kapatılmasını da içeriyordu. Bu kapatılmaların sonucunda 2.500'den fazla gazeteci ve medya çalışanı işini kaybetti ve en az 777 gazetecinin basın kartı iptal edildi. Kalan son bağımsız medya grubunun da hükümetle yakın iş ilişkileri kurduğu bilinen bir şirkete satılmasıyla,  Türkiye’deki medya ortamı iyice ıssız ve tekdüze hale geldi.

Türkiye, Kişisel ve Siyasi Hakları Sözleşmesi'nin 19. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesi uyarınca ifade özgürlüğü hakkını güvence altına almakla yükümlüdür ve bu hak her türlü bilgi ve düşünceyi araştırma, edinme ve açıklama özgürlüğünü de içerir. Yetkililerin, bu hakkın kullanımına getirebilecekleri kısıtlamalar, ulusal güvenliğin ve kamu düzeninin veya sağlık ve ahlakın korunması için bariz bir biçimde gerekli ve belirtilen amaçlar açısından orantılı olmalıdır; aynı zamanda savaş propagandasını ve insanlara yönelik nefrete teşvik etmeyi yasaklamalıdır.

2605 İMZA İMZALA
Eylemi Paylaş:
111 2